Hırsız diyeceklerine sarhoş desinler

Okunma Sayısı: 288    |    Yazı Tarihi: 02.05.2021


Korona krizi başladığında sözüm ona “destan” yazan iktidarımız, kendi yalanına kendisini öylesine kaptırmıştı ki o sıralarda salgından kırılan Avrupa’ya nispet olsun diye nasıl başarılı olduğumuzu anlatan kitap bile bastırdık. Önsözünü Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük mütefekkirlerimizden muhterem devlet büyüğümüz İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un yazdığı kitapta, başarı hikâyemizi “Elinizdeki bu eser, son bir yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin ve milletimizin Covid-19’a karşı verdiği mücadeleyi her yönüyle anlatan, tarihe not düşen bir belge niteliğindedir. Diliyorum ki sağlık içinde yaşayacak gelecek nesiller, verilen bu destansı çabayı hayırla yâd edecek ve insanlık için yaptıklarımızı daha iyi anlatacaklardır” diye bitirmişti. Oysa başarımızın sırrı, test sayımızın az olması nedeniyle virüslü hasta sayısının da az çıkmasından kaynaklıydı. Ne kadar az test, o kadar az vaka. Her alanda başını kuma gömme politikası Covid-19’la mücadelede de değişmemişti. 

İhtiyat akçesini bile harcadığımız için vatandaşına destek veremeyen hükümet, tam kapanmayı da göze alamadı. Aç-kapa yöntemiyle salgınla mücadele etmeye kalktı ve sonuçta nakavt oldu.

TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ

Kapanmalarda bile siz ve biz kutuplaşması yaratıldı. Barolar, sivil toplum örgütleri genel kurul yapamazlar ama AKP lebaleb kongre yapabilir. Vatandaş cenazesini en fazla 10 kişiyle kaldırabilir ama iktidar cenahına hele de bir tarikat büyüğüne ait cenazelerin kitlesel olmasında bir sakınca yoktur. Kahvehanede dört kişinin bir masa etrafında toplu oturması yasak ama cuma namazlarında omuz omuza, yan yana gelinebilir.

Aslında vatandaşlar olarak bu ikilik karşısında söylenmekten öte bir tavır alamadık. Cenazelerde, kaybettiğimiz yakınlarımızı başımıza takke, sırtımıza cüppe geçirip lebaleb uğurlamak mümkündü. Sorduklarında da “Pudraşekerci Hulusi Efendi tarikatının lideri Hacı Deyyus’u kaybettik efendim” deyiverseydik inanın bizi sorgulamaya gelenler de ceplerindeki takkeyi çıkarıp namazda saf tutmazlarsa ne olayım. Diyelim ki kahvehanede topluca yakalandık, “Mütedeyyin Kumarbazlar Derneği”nin kongresini yaptığımızı söyleseydik kim ne diyebilirdi?

Sonuçta takke düştü kel göründü ve salgında dünyada ikinci, Avrupa’da birinci olduk. Zamanında ne kapanma ne aşı tedariki yapabildik. Ne kadar öteleseler de tam kapanma uygulamasına geçmek zorunda kaldılar.

ALKOL DEĞİL KÖTÜ BESLENME

Kısıtlama genelgesinde olmamasına karşın alkol satışına yasak getirildi. Efendim sosyalleşmeyi teşvik ediyormuş, ayrıyeten bağışıklık sistemini zayıflatıyormuş. Parti kongreleri, cuma namazları, tarikat liderleri ve AKP’li cenazeleri sosyalleşmeyi teşvik etmiyor ama içki ediyor. Yahu zaten içkili mekânlar kapalı, sokağa çıkma yasağı varken nasıl sosyalleşecekler ki...

Bağışıklık sistemini en çok zayıflatan alkol kullanmak değil, kötü beslenmedir. Yüksek enflasyon yetmezmiş gibi kısıtlamalar ve  iflaslar nedeniyle işini kaybeden insanların nasıl beslenecekleri konusunda biraz da kaygılansanız.

Alkolle ilgili daha önce de çaktırmadan kısıtlama uygulamaları vardı. İçki ruhsatı olan mekânlar el değiştirdiğinde ruhsatı iptal etmek, eğlence mekânlarının olduğu bölgede bir apartman kiralayarak öğrenci yurdu yapmak ve yurda yakın olduğu için ruhsatları yenilememek gibi...

AVRUPA’YI ÖRNEK ALMAK

Muhalefet de konu ne zaman alkole gelse “Aman mütedeyyin kesimi karşımıza almayalım, sonra bize sarhoş suçlamasında bulunurlar” anlayışında. Valla hırsız diyeceklerine varsın sarhoş desinler.

Alkol yasağına bir başka gerekçe olarak da bazı Avrupa ülkelerinde alkol kısıtlamaları gösteriliyor. O ülkelerde satışında bir kısıtlama yok. Pub ya da kafeler ile sokaklarda gruplar halinde içmeye yasak var. Avrupa’da sokaklarda toplu halde içki içenlerin ne denli yaygın olduğunu bilen bilir. Bizde öyle bir durum var mı? Hele sokaklarda toplu halde içki içsinler de gör bakalım gözünü nerede açıyorlar?

Avrupa’nın hukuk ve demokrasi anlayışının örnek alınması istendiğinde “Biz milli ve yerliyiz” diyeceksiniz ama alkol yasağını örnek alacaksınız.

Gel de Bektaşiyi anma...

Osmanlı’da alkol yasağının olduğu bir dönemde cebindeki boş rakı şişesiyle yakalanan Baba Erenler, kadının huzuruna çıkarılır.

Kadı, Bektaşi’ye,

- Utanmıyor musun içki içmeye, diye çıkışır.

Baba Erenler,

- İçki içmedim vallah, der.

Kadı,

- Yahu şişe var cebinde.

- İyi de bu şişe boş.

Kadı:

- Fark etmez, sonuçta suç olan içkinin şişesi var cebinde.

Baba Erenler dayanamaz:

- Ona bakarsan bende zina aleti de var ama kullanmadıktan sonra...


MİYASE İLKNUR İsimli Yazarın Diğer Yazıları