Namusun mihenk taşı!
Haber Tarihi: 23.06.2020

Toplumlar farklı olsa da NAMUS kavramı ortaktır, her toplumda bu kavram övünç kaynağıdır. Elbette ki beyin namusundan, onun savunucularından söz ediyorum, ‘bacak’ arasında namus arayan kesimlerden değil.
Çok söz vardır, söylenmiştir, yazılmıştır, çizilmiştir, geleceğe miras olsun diye.
Mesela; ‘Bir ülkede namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke batar’ demiştir, ülkenin kurucularından İsmet İnönü. Beyin namusundan söz ediyor. Daha ileri gitmiştir Kürt şair Orhan Kotan, daha savaşçı anlam kazandırmıştır namus kavramına, şöyle demiştir;
‘Namuslu olmak yetmiyor, namusun mihenk taşında vuruşmak gerek.’
Fazla da örnek vermeye gerek yok, bu ikisi ders niteliğinde anlamlıdır. Kim/kimler bunu dikkate alır, bilemem, ancak biz/bizler dediğimiz kesimler için önemlidir, anlamlıdır, rehber niteliğindedir.
İşte, Saygı Öztürk bu kesimdedir.
Uzun lafın özeti de budur.
İsteyen istediğini söylesin, kötü söze karşılık vermek kısmı da bize yakışmaz, zaten Saygı Öztürk de öyle yaptı, karşılık vermedi, sadece ülkesi için ağladı, ağlatanlar ülkenin haline uyansın diye.
Uyanırlar mı?
Buda onların sorunu.
**
Büyüklerimizden hep duyardık, aslında Don Herold’un sözleriymiş, o da şöyle demiş; ‘Hiçbir zaman çıktığın kapıyı hızla çarpma, geri dönebilirsin.’
Ya da ‘kafanı çarp kapıyı çarpma’ gibi bir söz.
Her yer için geçerli; evde, işyerinde, okulda, devlette, ülkede.
Ülkeyi çok odalı çok kapılı bir ev, bir malikâne gibi düşün. İçinde yaşayanları kırıyorsun, döküyorsun, üzüyorsun, hakaret ediyorsun, bütün kapılarını çarpıyorsun, kapatıyorsun, her yer kilit altında. Sonra geri dönmek istiyorsun, kim açar sana o kapıyı. Ancak o ev sana ait ise, o da belki açılır. Kamunun ise, halka aitse, hiçbir zaman açılmaz.
Bütün bunlar bilindiği halde, neden bu ülkenin yurttaşlarının yüzüne, yüzüne kapılar çarpılıyor?
İktidar edenler, bulundukları alanların geçici olduğunun bilinciyle hareket etmeli, çıktıkları kapıları bu kadar hızlı çarpmamalıdır.
NACİ SAPAN İsimli Yazarın Diğer Yazıları
- Özgür Özel ve l2548erlik testi
- CHP-ikt2479ar ve yol haritası
- CHP’nin büyük sınavı!
- CHP, hafta sonu 81 ilde
- CHP’nin Anadolu’ya çıkma zamanı
- CHP GÜNDEMİ BELİRLİYOR
- Belediyeler ve savurganlık!
- Siyaset ile dans…
- Kaygı ve endişelerimiz!
- Karanlıktan aydınlığa yürüyüş
- Devleti kin ve nefretle yönetiyorlar!
- Siyasi ahlak yasası şart
- Gençlik Spor’un imamları!
- Cumhur’un ortakları!
- GENÇLİĞİN HAYALLERİ OLMALI
- Devlet ve Şizofren kriminaller!
- Aş, iş, kurtuluş hikâyesi!
- Travmasız şeffaf güzergâh!
- Çağdaş Robin Hood’lar!
- Söylemde ‘güçlü’ eylemde zayıf
- Yönetirken kontrolü kaybetmek!
- Toplumun göklere çıkarma hastalığı!
- Akılsız kalabalıklar ürkektir!
- Gettolaşan siyaset ve kurumları!
- Yerel basınla meşale yakmak!
- Vicdanı olan vicdanı olmayan!
- ‘Naylon gazeteci’ profili üzerine!
- Ortaya karışık bir yazı!
- Yeni yüzyılda alternatif olmak
- Demokrasi ve sorumluluk
- Dükkanın ortağıyız, müşteri değiliz.
- Siyaset lastiği can acıtıyor!
- Aydınlık geleceğe işaret fişeği
- Yerelden güçlenmek ve güçlendirmek
- Türkiye’nin Ortadoğu ile imtihanı!
- Kafa yormadan yazmak!
- ‘Deniz bitti’, sür gemiyi karaya!
- ‘Depresyondayız’ halleri çiftetelli oynuyor!
- Tehdit mesajı mı, seçim startı mı?
- Son sözü yine halk söyleyecek.
- Demokrasi kurban eti değil ki, saklansın!
- Her şeye hazırlıklı olmalıyız
- Halk sınavını verdi, sıra belediyelerde
- Belediyeler, Kurultay ve CHP’nin ikt345ar sınavı
- Haziran’dan Haziran’a Demokrasi trafiği
- Parlamenter rejim; Demokratik siyaset
- İstanbul tamam, sıra Türkiye’de
- Sarılacak ip koptu, tutunacak dal kalmadı!
- Yalan Tsunamisinin mağdurları!
- ‘YSK- VAR’ ve hileli karar!
- İttifakın adı Demokrasi güçler234ir
- Vicdanlarda mahkum olmak!
- ‘Al takke ver külah’ devri!
- Sandık Fetişizmi!
- Başaran Demokrasi güçler201ir!
- Ortak çaba ve kazanım
- Halk, filmin tekrarını izlemek istemiyor!
- Gazeteci kılığındaki gazeteciler!
- Demokrasiye sandıkla sahip çıkmak!
- Siyasette şahsi suçlama halleri!
- Devletin değil, ikt167arın bekası!
- Demokrasiyi yerelden ayaklandırmak!
- Barış mı, kan davası mı?